Akif'i kabri başında andılar

Çerkezköy İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından düzenlenen gezi programına katılan öğrenci ve öğretmenler dün İstanbul'a uğurlandı.

Akif'i kabri başında andılar

12 Mart İstiklal Marşı’nın kabulü dolayısıyla Çerkezköy’deki liselere devam eden 40 öğrenci ile 6 öğretmen Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u Edirnekapı Şehitliği’ndeki kabri başında andı.

Çerkezköy İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından düzenlenen gezi programına katılan öğrenci ve öğretmenler dün İstanbul’a uğurlandı.

40 ÖĞRENCİ KATILDI

Saat 09.00’da düzenlenen uğurlama programına İlçe Milli Eğitim Şube Müdürleri Abdullah Nair, İrfan Danışmaz, Yusuf Hayri ile öğretmenler katıldı. Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u anma programı hakkında bilgi veren İlçe Milli Eğitim Şube Müdürü Abdullah Nair “Etkinlik kapsamında Çerkezköy’deki liselerimizden temsili 40 öğrenci belirlendi. 6 öğretmen nezaretinde düzenlenen ziyaretimizin amacı öğrencilerimizle birlikte Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u kabri başında ziyaret ederek kendisi hakkında öğrencilerimizi bilgilendirmektir.” dedi.

MÜZE ZİYARETİNDE BULUNDULAR

Öğrenciler Mehmet Akif Ersoy’un kabrine yapılan ziyaretin ardından İstanbul Bilim İslam Teknoloji Tarihi Müzesi ile 1453 Panorama Müzesi’ni ziyaret ettiler. Öğrenciler aynı gün akşam saatlerinde Çerkezköy’e döndüler.

MEHMET AKİF ERSOY KİMDİR?

Mehmet Âkif Ersoy (doğum adı: Mehmed Râgıf , d. 20 Aralık 1873 - ö. 27 Aralık 1936), Türk şair, veteriner hekim, öğretmen, vaiz, hafız, Kur'an mütercimi ve siyasetçi. Mehmet Âkif Ersoy, Türkiye Cumhuriyeti'nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) ulusal marşı olan İstiklâl Marşı'nın yazarıdır. "Vatan Şairi" ve "Milli Şair" unvanları ile anılır. Çanakkale Destanı,Bülbül, Safahaten önemli eserlerindendir. II. Meşrutiyet döneminden itibaren Sırat-ı Müstakim (daha sonraki adıyla Sebil'ür-Reşad) dergisinin başyazarlığını yapmıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında milletvekili olarak 1. TBMM'de yer almıştır.

ÇOCUKLUK YILLARI

Mehmet Âkif Ersoy, 1873 yılının Aralık ayında İstanbul'da, Fatih ilçesinin Karagümrük semtinde Sarıgüzel mahallesinde dünyaya geldi. Kaynaklara göre baba tarafından Arnavut kökenlidir. Nüfusa kaydı, babasının, onun doğumundan sonra imamlık yaptığı ve Âkif'in ilk çocukluk yıllarını geçirdiği Çanakkale'nin Bayramiç ilçesinde yapıldığı için nüfus kağıdında doğum yeri Bayramiç olarak görünür. Annesi Buhara'dan Anadolu'ya göç etmiş bir ailenin kızı olan Emine Şerif Hanım; babası ise Kosova'nın İpek kenti doğumlu, Fatih Camii medrese hocalarından Mehmet Tahir Efendi'dir. Mehmet Tahir Efendi, ona doğum tarihini belirten "Ragif" adını verdi. Babası vefatına kadar Ragif adını kullansa da bu isim yaygın olmadığı için arkadaşları ve annesi ona ‘Akif’ ismiyle seslendi, zamanla bu ismi benimsedi. Çocukluğunun büyük bölümü annesinin Fatih, Sarıgüzel'deki evinde geçti. Kendisinden küçük, Nuriye adında bir de kız kardeşi vardır.

ÖĞRENİMİ

İlköğrenimine Fatih'te Emir Buhari Mahalle Mektebi'nde o zamanların adeti gereği 4 yıl, 4 ay, 4 günlük iken başladı. 3 yıl sonra İptidai (ilkokul) bölümüne geçti ve babasından Arapça öğrenmeye başladı. Ortaöğrenimine Fatih Merkez Rüştiyesi'nde başladı (1892). Bir yandan da Fatih Camii'nde Farsça derslerini takip etti. Dil derslerine büyük ilgi duyan Mehmet Âkif, rüştiyedeki eğitimi boyunca Türkçe, Arapça, Farsça ve Fransızcada hep birinci oldu. Bu okulda onu en çok etkileyen kişi, dönemin ‘hürriyetperver’ aydınlarından birisi olan Türkçe öğretmeni Hersekli Hoca Kadri Efendi idi.

ZİRAAT VE BAYTAR MEKTEBİ’NE KAYDOLDU

Rüştiyeyi bitirdikten sonra annesi medrese öğrenimi görmesini istiyordu ancak babasının desteği sonucu 1885'te dönemin gözde okullarından Mülkiye İdadisi'ne kaydoldu. 1888'de okulun yüksek kısmına devam etmekte iken babasını kaybetmesi ve ertesi yıl büyük Fatih yangınında evlerinin yanması aileyi yoksulluğa düşürdü. Babasının öğrencisi Mustafa Sıtkı aynı arsa üzerine küçük bir ev yaptı, aile bu eve yerleşti. Artık bir an önce meslek sahibi olmak ve yatılı okulda okumak isteyen Mehmet Akif, Mülkiye İdadisi'ni bıraktı. O yıllarda yeni açılan ve ilk sivil veteriner yüksekokulu olan Ziraat ve Baytar Mektebi'ne (Tarım ve Veterinerlik Okulu) kaydoldu.

OKULUNU BİRİNCİLİKTE BİTİRDİ

Dört yıllık bir okul olan Baytar Mektebi'nde bakteriyoloji öğretmeni Rıfat Hüsamettin Paşa pozitif bilim sevgisi kazanmasında etkili oldu. Okul yıllarında spora büyük ilgi gösterdi; mahalle arkadaşı Kıyıcı Osman Pehlivan'dan güreş öğrendi; başta güreş ve yüzücülük olmak üzere uzun yürüyüş, koşma ve gülle atma yarışlarına katıldı; şiire olan ilgisi okulun son iki yılında yoğunlaştı. Mektebin baytarlık bölümünü 1893 yılında birincilikle bitirdi.

6 AYDA HAFIZ OLDU

Mezuniyetinden sonra Mehmet Akif, Fransızcasını geliştirdi. 6 ay içinde Kur'an'ı ezberleyerek hâfız oldu. Hazine-i Fünun Dergisinde 1893 ve 1894'te birer gazeli, 1895'te ise Mektep Mecmuası'nda ‘Kur'an'a Hitab’, adlı şiiri yayınlandı, memuriyet hayatına başladı.

TÜRKİYE’YE DÖNÜŞÜ VE VEFATI

Mehmet Akif'in ölümüyle ilgili bir gazete haberi (Cumhuriyet, 28 Aralık 1936). Siroz hastalığına tutulunca hava değişikliği iyi gelir düşüncesiyle önce Lübnan'a, sonra Antakya'ya gitti fakat Mısır'a hasta olarak döndü. 17 Haziran 1936'da tedavi için İstanbul'a döndü. 27 Aralık 1936 tarihinde İstanbul'da, Beyoğlu'ndaki Mısır Apartmanı'nda hayatını kaybetti. Edirnekapı Mezarlığı'na gömüldü. Cenazesine resmi bir katılım olmadı, ancak büyük bir üniversiteli genç topluluk katıldı. Mezarı iki yıl sonra, üniversiteli gençler tarafından yaptırıldı; 1960'ta yol inşaatı nedeniyle kabri Edirnekapı Şehitliği'ne nakledildi. Mezarı, Süleyman Nazif ve arkadaşı Ahmet Naim Bey'in mezarları arasındadır. Mehmet Akif'e 1 Haziran 1936 tarihi itibarı ile 478 lira 20 kuruş emekli maaşı bağlanmıştır. Bu maaş 1936 yılı Ekim ayından itibaren ödenmeye başlanmış, toplu olarak 2976 lira almıştır. Emekli cüzdanının son sayfasında ise “600 lira borç” ibaresi yazılıdır. Bu borç düştükten sonra ise kalan kısım ailesine verilmiş ve Mehmet Akif bundan iki ay sonra vefat etmiştir.

BURDUR MİLLETVEKİLİ VE İSLAM ŞAİRİ

İstanbul'a döndükten sonra 1916 başlarında Teşkilat-ı Mahsusa tarafından Arabistan'a gönderildi. Görevi, bu topraklardaki Arapları Osmanlı'ya karşı kışkırtan İngiliz propagandası ile mücadele etmek ve ‘karşı propaganda’ yapmaktı. Arabistan'da Çanakkale Savaşı'nın zaferle sonuçlandığı haberini alan Ersoy, ünlü şiiri "Çanakkale Destanı"nı kaleme aldı. Daha sonra Lübnan'a giden Milli Şair, Ahmet Cevdet, Mustafa Sabri, Said Nursi gibi isimlerin kurduğu ve Osmanlı Devleti ile diğer İslam ülkelerinde çıkacak dini meseleleri halletmek, İslam aleyhindeki gelişmelere yanıt vermek amacıyla kurulan Dar'ül Hikmet-il İslamiye Cemiyeti'nde çalıştı. Kurtuluş Savaşı'nın başlamasıyla Balıkesir'e giden Ersoy, 6 Şubat 1920 günü Zağnos Paşa Camii'nde ve birçok yerde hutbe verdikten sonra İstanbul'a döndü. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) açılışının ertesi günü olan 24 Nisan 1920 günü Ankara'ya giden Milli Şair, milli mücadeleye şair, hatip, seyyah, gazeteci, siyasetçi olarak katıldı. Birinci TBMM'de vekil olan Milli Şair, meclis kayıtlarına "Burdur milletvekili ve İslam şairi" olarak kaydoldu.

ESERLERİ

Vekillik döneminde Ankara'da bulunan Taceddin Dergahı'na yerleşen Ersoy, açılan ulusal marş yarışmasına, para ödülü olması nedeniyle katılmayı reddetti. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Bey'in ricası üzerine harekete geçen arkadaşı Hasan Basri Bey tarafından milli marş yazmak üzere ikna edildi. İstiklâl Marşı, 17 Şubat günü Sırat-ı Müstakim ve Hâkimiyet-i Milliye'de yayımlandı. Hamdullah Suphi Bey tarafından mecliste okunup ayakta dinlendikten sonra 12 Mart 1921 Cumartesi günü saat 17.45'te ulusal marş olarak kabul edildi. Akif, ödül olarak verilen 500 lirayı Hilal-i Ahmer bünyesinde, kadın ve çocuklara iş öğreten ve cepheye elbise diken Dar'ül Mesai vakfına bağışladı. Milli Şair, İstiklal Madalyası ile ödüllendirildi.

“KABRİ EDİRNEKAPI ŞEHİTLİĞİ’NDE”

En ünlü eseri Safahat 1924 yılında Türkiye'de basılan Ersoy, 1926 kışından sonra Mısır Kahire'de yaşamaya başladı. Mısır yıllarında Kur'an-ı Kerim'i Türkçeye çevirmek için çalışan ve Kahire'deki ‘Câmiat-ül Mısriyye’ adlı üniversitede Türk Dili ve Edebiyatı dersleri veren Milli Şair, Siroz hastalığına yakalanınca 17 Haziran 1936'da tedavi için İstanbul'a döndü. 27 Aralık 1936 tarihinde İstanbul'da, Beyoğlu'ndaki Mısır Apartmanı'nda vefat ederek Edirnekapı Mezarlığı'na gömüldü. Milli Şairin kabri, 1960'ta yol inşaatı nedeniyle Edirnekapı Şehitliği'ne nakledildi. Milli Şairin, Safahat, Süleymaniye Kürsüsünde, Halkın Sesleri, Fatih Kürsüsünde, Hatıralar, Asım, Gölgeler adlı eserleri Türk edebiyatının büyük eserleri arasında yer alıyor.